Bişarê Çeto, Pençenari'nin önde gelen kollarından Mala Faro'ya mensuptur. Babası, Osmanlı kayıtlarında “Çeto Ağa bin İskân bin Kasım” olarak geçen Çeto Ağa'dır; erkek kardeşleri Cemil, Genco ve Abdülmecid'dir.1 Aile anlatıları ve bazı yerel çalışmalar doğum yılını 1871 olarak verir; bu tarih resmî bir kayıtla doğrulanmış değildir.6, 7
Ailenin merkezi, Garzan'daki Eynqesir köyüydü (Osmanlı belgelerinde Aynkasr, bugün Konakpınar). Bişar burada, duvarlarında pencere yerine mazgallar bulunan kâgir ve oldukça korunaklı bir konak yaptırmıştı.1
Önderliğe uzanan yol
Çeto Ağa, 1880'de yetkililerin kararıyla Eynqesir'den alınıp önce Diyarbakır'a, ardından Sivas'a gönderilmiş; 1890'da Siirt'te vefat etmişti.1 Bu yıllarda aşiret içinde önderlik konusunda sert bir rekabet yaşandı. Arşiv belgeleri, Bişar'ın aşiret içindeki en güçlü rakibi olarak Mehmed Beşar'ı anar.1 Aile anlatılarına göre Bişar, bu çekişmenin ardından Mehmed Beşar'ın (aile anlatılarında Mihemedê Bişar) kızıyla evlenmiştir.6, 7
Arşiv belgelerine dayanan çalışmalar, Bişar'ı bölgenin en kalabalık aşiretinin reisi olarak tanımlar.1 Farklı türdeki kaynaklar, onun döneminin en etkili aşiret önderlerinden biri olduğu konusunda birleşir.
Çağı ve devletle ilişkisi
Bişarê Çeto'nun yaşadığı yıllar, Osmanlı Devleti'nin doğu vilayetlerinde vergi, askerlik ve asayiş alanlarında merkezî denetimini artırmaya çalıştığı, aşiretlerin ise köklü düzenlerini korumaya çabaladığı sarsıntılı bir dönemdir. Bu gerilim, Bişar'ın hayatına da damgasını vurmuştur.
Osmanlı resmî yazışmaları, 1888'den 1914'e uzanan yıllarda Bişar ve kardeşleri hakkında çok sayıda takibat kaydı içerir ve onları “eşkıya” olarak nitelendirir. Üzerine defalarca askerî birlik gönderilmiş, ancak ele geçirilememiştir; yazışmalarda bunun nedeni olarak aşiretin kalabalığı ve onu sahiplenmesi gösterilir. 1889'da gasp ve cinayet suçlamalarıyla yakalanıp yargılanmış; yerel mahkemenin verdiği ceza temyizde bozulmuş, dava Van'daki mahkemede beraatle sonuçlanmıştır.1
Aynı belgeler, ilişkinin tek yönlü olmadığını da gösterir. Bişar 1902'de teslim olmuş, beklediği af gecikince yeniden firar etmiş; 1903 sonu ile 1904 başında affedildiği anlaşılmaktadır. 1906'da İstanbul'a çektiği telgrafta köylerine yapılan baskınlardan yakınarak bölgeye bir müfettiş gönderilmesini istemiştir.1
Balkan Savaşı'nın başladığı 1912'de Sadaret'e gönderdiği telgrafta, bin gönüllüyle cepheye gitmeye hazır olduğunu bildirmiş; hükümet cephenin uzaklığı nedeniyle öneriyi kabul etmese de kendisine teşekkür etmiştir. 1913'te Bişar ve Cemil af talebiyle Sadaret'e başvurdu; Eylül'de Garzan'daki bazı köylerin muhtarları ile farklı cemaatlerin temsilcilerinden oluşan otuz kişi de affı için İstanbul'a telgraf çekti. Hükümet Kasım 1913'te hakkındaki kovuşturmayı erteledi; ancak 1914 yazında jandarmayla yaşanan çatışmalar üzerine takibat yeniden başladı.1
Bu kayıtlar, bugün farklı açılardan değerlendirilen sert ve çatışmalı bir dönemi yansıtır. Amacımız bu dönemi yüceltmek ya da yargılamak değil, belgelerin ve hafızanın bize aktardıklarını dürüstçe ortaya koymaktır.